HABERLER

7 Haziran 2008 Cumartesi

YENİLDİK AMA DAHA BİTMEDİ!



A Milli Futbol Takımımız EURO 2008'e kötü başladı. Ay-Yıldızlılarımız, A Grubu'ndaki ilk maçında Portekiz'e 2-0 mağlup oldu. Cenevre Stadyumu'nda büyük umutlarla başladığımız maçta istediğimiz futbolu bir türlü sergileyemedik ve turnuvanın şampiyonluk adaylarından Portekiz'e yenilmekten kurtulamadık. İlk yarısı 0-0'lık eşitlik ile sona eren karşılaşmada Portekiz'e galibiyeti getiren goller 61. dakikada savunma oyuncusu Pepe ve 90+3. dakikada Meireles'ten geldi. Portekiz'in üç topu da direkten döndü. Milli Takımımız ortaya koyduğu futbol ile Cenevre Stadı'nı dolduran taraftarlarımızı da hayal kırıklığına uğrattı.



Bu sonucun ardından A Grubu'nda ilk maçlarını galibiyetle kapatan Portekiz averajla liderlik koltuğuna otururken, üç puanlı bir diğer takım Çek Cumhuriyeti ikinci sırada yer aldı. Günü mağlubiyet ile kapatan İsviçre üçüncü sırada, Milli Takımımız ise averajla son sırada yer aldı.
Milli Takımımız, gruptaki ikinci maçında 11 Haziran'da İsviçre ile karşı karşıya gelecek.


Ölüm meleği..


EURO 2008'de ölüm grubu adlandırılan bir grup var ki oradaki mücadele tüm maçları gölgede bırakacak. C Grubu'nda Romanya, Fransa, İtalya ve Hollanda çeyrek final vizesi için adeta çarpışacak. Romanya 8 yıl sonra EURO 2008 finallerinde bu sene çok farklı şeyler yapmak istiyorlar. Takımın kaptanı Cristian Chivu'nun en büyük destekçisi ise sevgilisi Adelina Elisei.

6 Haziran 2008 Cuma

Löw,Terim,Yıldıray ve Halil..


Perşembe sabahı belli başlı bütün dünya gazetelerinin birinci sayfasındaydı, George Bush’un göğüs toslatması... Görevinin bitmesine sayılı aylar kalan Bush’un, Colorado’da Hava Kuvvetleri Askeri Akademisi Mezuniyeti’nde Teksaslı yeni mezun hemşehrisi ile havada nefis bir göğüs çarpışması yapmasının çok etkileyici olduğunu kabul etmek gerek... Fotoğrafa baktığımızda... Her Amerikalının başkanla mesafesinin bir önceki güne göre daha kısa olduğunu... Her Teksaslının kendini özel hissettiğini... Her askerin (bu hâyâsız Irak çıkarması zihinlerde hâlâ taze olmasına rağmen) yaptığı işin kutsal olduğunu fark ettiğini... Her akademi öğrencisinin ve de aklında akademi ihtimali olan her gencin bir gün mezuniyet töreninin hayalini kurduğunu... Düşünmeden edemedik... *** Aynı gün... Aynı gazetelerde... Başka bir fotoğraf daha çarptı gözümüze... Milli takımın gurbetçileri Halil ve Yıldıray, ulusal takım kampını ağlamaklı gözlerle terk ediyorlardı... İkisi de böyle bir şeyi hiç beklemiyorlardı belli ki... Şimdi de bu fotoğrafa baktığımızda... Hele de aynı durumun 2002 Dünya Kupası’nda bir başka gurbetçi Tayfun Korkut’un başına geldiği hatırlandığında... Almanya’da, Hollanda, Fransa’da, İsviçre’de oynayan birçok Türk asıllı futbolcumuzun yüreğinin burkulduğunu... Milli takım seçme aşamasındaki çok sayıda gencin zihninde ayrımcılık hususunda bir “acaba” oluştuğunu... Ay-yıldızlı formayı seçmeyen Mesut ve Eren’in de, doğduğu büyüdüğü ülke milli takımları yerine kalplerinin çarptığı Türkiye’yi seçen Zafer’in ve Nuri’nin de kendilerini Yıldıray ve Halil’in yerine koyduğunu da... Düşünmeden edemezdik... *** Umarız gurbetçi kardeşlerimiz, onlarla toslatsak da toslatmasak da, bu göğüslerin içinde birer küçük kalbimiz olduğunu, ve bu kalbin onlarınkilerle her dâim birlikte çarptığını unutmuyorlardır... --- Löw’ün elinde Yıldıray ve Halil olsaydı... Bir taraftan Terim’in Alman Ligi’nin iki kalburüstü oyuncusunu kadro harici bırakmasını kabullenemiyorum... Dikkat buyrun, 23 kişilik kadroya almamasını değil... 27’ye alıp, sonra kadro harici bırakmasını... Terim’in 27 kişilik kadroyu oluştururken ekibe dahil ettiği ekstra 4 oyuncunun sakatların durumuna bağlı olarak Almanya’ya geldiklerini düşünüyorduk çünkü... Ulusal takım açıklandığında temel sağlık problemleri olan/kadroda alternatifi bulunması gereken oyuncularımız Servet, G.Zan, Hamit ve Emre idi. Ne Yıldıray ne de Halil bu 4 oyuncudan birinin alternatifi olarak kadroya çağırılmış olamazlar. Yıldıray belki... Ama Halil kesinlikle değil... Bir taraftan şunu da düşünmeden edemiyorum... Alman Milli Takımı patronu Löw’ün alternatifleri arasında Yıldıray ve Halil olsaydı, onları 23 kişilik kadrosuna dahil eder miydi? Löw, Schalke’nin birinci forveti Kuranyi’yi kadroya dahil etmiş... Ayrıca elinde Klose var, Gomez var, Podolski var... Beşinci forvet 35’lik Neuville, geçen sezonu ikinci ligde geçirmiş ve Halil’in belki onun yerini alma şansı olabilirdi... Yıldıray’a gelince... Onun bir Şampiyonlar Ligi finali var (Ki mevcut Alman milli takımında Ş.Ligi finali görmüş yalnızca 3 futbolcu bulunuyor)... İki sezon önce Bild tarafından Bundesliga’ya değer katan 5 oyuncudan biri seçilmişliği var... Bu sezon başında şampiyon takıma transfer olmuş. Stuttgart’ın ideal 11’i içinde yer alıyor, bu yıl da 26 maç/4 gollük bir performans göstermiş... Onun da Ballack’lı, Borowski’li, Frings’li ve Schweinsteiger’li Almanya’nın 11’inde değil ama, 23’lük listesinde yer alma ihtimali olabilirdi... Belki Halil ve Yıldıray’ın (º’lük bahis oranıyla turnuvanın birinci favorisi olarak gösterilen) Almanya kadrosuna girip giremeyeceğinden emin değiliz, ama Tümer’le Emre Aşık’ın o kadroda yer alamayacağına emin olabilirsiniz...




UGUR MELEKE

fenerbahçe saatlerce ayakta alkışlanmalı..


Bundan böyle bir daha lig şampiyonluğu yok ama Şampiyonlar Ligi’nde hep çeyrek final veriyoruz deseler itiraz eden olur mu pek bilemiyorum.Yok, bu bir “Fenerli okusun tedavi olsun” yazısı değil. Züğürt tesellisi verene de alana da kılım, yani o kıvamda bir yazı da değil.Bu “Fenerbahçe işini mükemmel derecede yapmıştır yazısıdır.”En sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim: Fenerbahçe’nin çeyrek final oynaması lig şampiyonluğuna mal olmuştur; ve iyi ki de olmuştur!Chelsea maçları olmasa Fenerbahçe şampiyon olurdu; bunu nohutpilavcı, simitçi bile biliyor!Şimdi hayatı lig şampiyonluğu dışında tarif edemeyen bir grup orta zekâlı yorumcu, yazar ve taraftara işlerin değiştiğini, başarı tanımının revize edildiğini anlatmamız gerekiyor.21’inci yüzyıldayız artık!Eskiden bir tek lig şampiyonluğu vardı başka da bi’şeyimiz yoktu. Onun için 5 bin kere şampiyon olunsa ilk şampiyonlukmuş gibi coşkuyla kutlanırdı.Sonra dünyaya entegre oluverdik her nasılsa, önce Galatasaray, şimdi de Fener... Ama hâlâ o eski ezik, kompleksli tavırla olan biteni anlamaya ve anlatmaya çalışanlar var ki gerçekten çok paçoz geliyor.Yok Kezman penaltı kaçırdı, Maldonado tırt çıktı, rotasyon belimizi büktü, bu bütçe kimde var?...Bildiğiniz ve bir önceki yüzyıla ait laflar işte...O aç gözlü, kompleksli ruhu doyurmaya imkan var mı? Takım hem Şampiyonlar Ligi’ni hem annemizin ligini hem antrenman maçlarını hepsini kazanacak gidip üstüne iki de pantolon dikecek ama bunlar bile yetmeyecek, hocaya kıllanacak mesela.Olmaz ise de bütün denklemi “penaltı kaçtı” sığlığında açıklayacak.Bakın iki cephede başarılı olabilen bir takım yok Avrupa’da. Şampiyonlar Ligi’nde yürüyen, ligde çatlıyor ya da tam tersi. Çünkü kolay iş değil.Drogba’yı tuttuktan sonra gelip Mehmet Çakır’ın tekmesine kafa sokmamak ve/veya sokamamak bir haktır çünkü!Inter maçından sonra Kasımpaşa maçı adamı bayar çünkü! Bırakın oynamayı izlemesi bile fena yoruyor ruhu ve bünyeyi.Bir izleyici olarak Sevilla maçıyla Rize maçını aynı hevesle-iştahla-heyecanla izlemiyoruz değil mi?Bilmem anlatabildim mi?Arada bir Manchester bu mukadderatı zorlayabiliyor o kadar... Bir-iki kısa süreli istisna dışında da iki cepheye çivi çakan takım çok az.Fenerbahçe tarihinin en başarılı sezonunu geçirmiş ama suratlar asık! Belki bir daha çeyrek final mertebesine bile ulaşamayacak! Evet, çeyrek final çok büyük bir başarıdır, öyle kolay kolay bir daha gelmeyebilir. İlerleyen yıllarda değeri daha da artacak, göreceksiniz.Ve bazı salaklar yüzünden bu başarı çarçurlaştırılıyor. Ve gene bu paçoz bakış açısı yüzünden, başarıya imza atanlar kendilerini kötü ve yetersiz hissedebiliyor.Delikanlı Fenerli bu takımı ayakta alkışlamalı.Ve artık köylü taraftar dönemi de bitmeli. Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynayan bir takımı tuttukları için gurur duymalılar. 45’inci defa şampiyon olunca ne oluyor ki? Kayseri’den 3 altın puanla dönmek baymıyor mu artık? Sıkılmadınız mı?Liverpool, Barcelona, Münich, Milan, Madrid taraftarları aradaki farkı görüyor ve takımlarını benzer koşullar altında alkışlıyor.İkna edebildim mi?Züğürt tesellisi mi oldu yoksa?